Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Dalyan

Sonbahar ayrı güzel...

Sonbahar ayrı güzel…

Sonbahar tatillerini severim. Tatilciler ve çoluk-çocuk ortadan çekilmiş, mekanlar yavaştan gelen kışın hazırlığını yapmaya başlamış, sadece mavi gökyüzünü değil, zaman zaman bulutları, yağmuru yaşayabildiğim serin bir hava…

İztuzu...

İztuzu…

İşte böyle bir zamanda 4 günümü Muğla/Dalyan’da geçirdim. Sonbahar/Kış en güzel mevsim, kesin kararlıyım.

Ben

Ben

Civilization

1992 yılı, Temmuz ayı. Okul kapanmış (-kredili sistem olduğu için normal öğrencilere göre 3 hafta daha fazla gitmiştik okula-😡) Avrupa Futbol Şampiyonası sona ermiş, uzun bir yaz tatili beni bekliyor. Odamın baş köşesine kurulmuş yepyeni, gıcır gıcır bir 80386DX-40 işlemcili, 4 MByte RAM’li Sound Blaster Pro ses kartlı SVGA ekranlı bir PC. Biraz DOS ve Windows denemeleri, mouse ile çizim yapma denemeleri, debug ile yazılan ufak tefek Assembly kodları derken bilgisayarın asıl alınış amacına gelmişti sıra. Oyunlar!!!

Sağdan soldan alınıp oynanan birkaç uyduruk oyundan sonra heyecanla bilgisayara yüklediğim ilk oyun olmuştur Civilization. Gerçekten Sid Meier’a ait olan tek Civilization. Commodore 64’de yazdığı Pirates! sonrasında beni etkileyen ve en uzun zaman ayırdığım oyunu bu olmuştur Sid Meier’in.

O yaz, yeni alınan bilgisayarın heyecanıyla pek çok oyun ve programı heyecanla yüklemeye devam etsem de, Civilization’ın yeri hep aynı kalmıştır Hard Disk’imde. Oyundan sıkıldığım zaman bile yanıma sözlüğümü alır Civilopedia okurdum. Tarihe, felsefeye ve arkeolojiye yönelişimin sebebidir Civilization’ın Civilopedia’sı ayrıca kendi kendime ingilizcemi geliştirmemi sağlamıştır.

Civilization zor bir oyundu, en azından sulandırılmamış gerçek bir strateji oyunuydu. AI’da birkaç hata vardı, zor level’larda AI’ın hile yapması söz konusuydu, RNG bazen saç baş yoldururdu, güncellemeleri çıksa da giderilemeyen bug’lar her daim mevcuttu. Bütün bunlara rağmen oyundan hiç sıkılmadım. Basit ve sade grafikleri, insanın kafasını karıştırmayacak sayıda unit olması, oyunun atmosferi, dünya harikalarını erkenden bitirmenin heyecanı, yapabilecek ve deneyebilecek hep farklı şeyler bulunması, bazen tüm dünyayı fethetmek, bazen kültürel olarak ilerlemek amacıyla oynamak gibi sayısız kombinasyon mümkündü. Demographics ekranındaki istatistikleri geliştirmek için bile oynardım bazen, okur-yazarlığı %100 yapmak, tebamın yaşam süresini artırmak, dünya haritasında tüm Sibirya’ya yayılan bir imparatorluk oluştururdum.

Civilization II MultiMedia dünyasının kurbanı olmuştur. Saçma sapan videoları araya sıkıştıralım derken oyun oynanabilirliğinden çok şey kaybetmişti. Civilization III yeni oyun sistemine adapte edilmeye çalışılan dönem olmuştur. Yeni nesil oyun dünyasında Civilization IV ise favorimdir. Belki 1. oyun sonrasında en fazla vakit ayırabildiğim Civilization oyunu olmuştur. Civilization V’i hevesle alsam da oynamak için yeterli vaktim olmamıştı. Oyunu öğrenebilmek için uzunca bir zaman ayırmanın yanında cidden güçlü bir hafızaya sahip olmak gerektiğini anlamıştım oynarken. Ne ne işe yarar sürekli Civilopedia’ya bakarak oyun oynanmıyordu. Bununla birlikte her gelen güncelleme ile sürekli değişen özellikler iyice kafa karıştırıyordu. Belki ilk oyunu bu kadar seviyor olmamın sebebi bu, sürekli güncelleme ve DLC ile oyunun özünün çok değişmiyor oluşu.

Geçen haftalarda Civilization VI çıktığı vakit düşündüm bunları. Artık oyunu oynayabilecek, öğrenebilecek ve başarıya ulaşabilecek ne enerjim, ne zamanın ne de hafızam da yeterli boşluk var. Ancak Twitch’den birkaç oynayış videosu izleyip ekran görüntülerine bakıp geçerim. Sonuçta ilk oyun çıkalı 25 yıl olmuş. 15-16 yaşlarında o oyunu oynayan biri olarak Civilization VI’yı bırakayım da gençler oynasın. Turn based oyunlar gençler arasında pek tutmasa da biraz vakit ayırırlar diye düşünüyorum. Civilopedia okudukları takdirde belki biraz ufukları açılır genişler.

Bu arada Sid Meier’de kendi yarattığı bu oyunda o kadar da başarılı değilmiş. Oyunda başarılı olmak için oyunun açıklarını bulmak gerektiğini, kendisinin ise bu yola başvurmadığını, oyunu olduğu gibi oynayarak role adapte olmaya çalıştığını söylüyor.1 Asıl eğlenceli olan kısmı bu diyor ki bence de öyle…

  1. http://arstechnica.com/gaming/2016/10/sid-meier-reflects-on-25-years-of-civilization/

Ulysses

ADA_Ulysses

Yıllar önce kullandığım not alma -yazı yazma- programı Ulysses yenilenmiş, güncellenmiş, parlatılmış ve tekrar piyasaya çıkmış. Yaklaşık 118 ₺’lik fiyatını görünce şaşırdım tabi, önceden satın almış olduğum için bir indirim var mı acaba? diye bakarken bir upgrade ücreti olmadığını görünce hemen yükledim ve denemeye başladım, yüzeysel ilk izlenimlerim şu şekilde.

Ulysses-Header

Uzun zamandır Byword kullanmakta olduğum düşünüldüğünde ve tuhaf bir biçimde –eksiklikleriyle beraber– kullanmaya alışmış olduğumdan kendisinden kolay kolay vazgeçebileceğimi düşünmüyorum ancak Ulysses’de bazı özelliklerin fazlasıyla kullanışlı olması dikkatimi çekti.

WordPress ve Medium’a yükleme seçeneklerini saymıyorum, Byword’de de var bu özellik. Bununla birlikte WordPress için yayınlama seçenekleri daha detaylı Byword’e göre. Yazılan yazıların bir kütüphane içerisinde toparlanması fikri Byword’de göre oldukça ileri bir özellik. Journal, Blog vb. gruplar oluşturarak (ve bunlar için ayrı uygun ikonlar seçerek) yazıları gruplandırmak hoşuma gitti. Byword’de bu işlem için kaydedilen yazıları farklı klasörler içinde organize etmek gerekiyor. Yazılan yazılar için bir gol belirleme seçeneği ise bence Ulysses’in en önemli ve en çok hoşuma giden özelliği oldu. En az 200 kelime yazmak istiyorum diyorsunuz ve yazarken ne kadar ilerlediğinizi küçük bir ilerleme ikonu ile rahatça görebiliyorsunuz.

Bu tür programlarda her zaman programcıyı ve programlam ekibini merak eden bir kişi olmuşumdur. Ulysses’in çok güzel bir web sitesi var ve sitede ekip hakkında detaylı bilgi alabileceğiniz eğlenceli bir bölüm mevcut.

Mevcut özellikleri ile yazı yazma ihtiyaçlarım için aslında tam aradığım program. Yıllar önce satın aldığımdan yüksek fiyatını bir eksi olarak değerlendirmiyorum. Yazı yazarken kaç kelime yazdığımı Byword gibi alt satırda belli belirsiz görebilsem iyi olurdu diyeceğim ama gol özelliği ile bu eksisini kapatıyor gibi sanki.

Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, Ulysses’in ikonu Dock’da gerçekten –Byword’e kıyasla– çok hoş duruyor.😉

Witcher 3: Blood & Wine Expansion Pack

Blood&Wine

Vampirler bu kadar popüler olmadan önce en sevdiğim korku kahramanlarıydılar. Vampirlere olan özel ilgim taa Commodore 64’de oynadığım CRL adventure oyunu Dracula (ki Bram Stoker’ın romanını esas alır, 3 ayrı bölüm halinde oynanır. 1987 yılında ingilizcemi ilerleten ve gore nedir öğrenmemi sağlayan oyun olmuştur.) isimli oyunla başlamış, Stephen King’in ‘Salem’s Lot romanında zirve yapmıştı.

Vampirler, The Twilight ile başlayan dönemde çoluk-çocuk eğlencesi olmaya başlayınca gözümden düştüler. Witcher 3 Blood & Wine eklenti paketini duyduğum zamana kadar. Çoluk çocuk için sulandırılmamışsert vampirlerin kan ve şarap içtiği gerçek bir expansion…

Oyunda vampirlerin yer aldığını ilgi çeken trailer’ı A Night To Remember ile göstermişti bize CD Projekt. Ancak son anda pek çok vampiri ana oyundan çıkarıp (birkaç boss hariç) expansion içine koymaya karar vermişler gibi geldi bana. Bence daha iyi olmuş. Blood and Wine, kan ve şarabı vampirler ile bir araya getiren ve önceki expansion’a göre daha kapsamlı bir eklenti paketi. Çoluk çocuk eğlencesi olan değil, gerçek vampirler var burada! Kanlı canlı…

Oyunun sonunda Regis ile Geralt’ın gece başlayan sohbetleri gün aydınlanana kadar devam ettiği bölüm özellikle hoşuma gitti. Bütün kavga, dövüş, hengâme sonrasında şarap eşliğinde sakince oturup sohbet etmek, güneş doğarken bile yaşanan huzur ve dinginlik anını sonusuza kadar uzamasını dileyerek bir müddet daha oturmayı istemek…zamanı orada durdurmak belki…

Euro 2016 ve Eski Şampiyonalar

Euro 2016

Hatırladığım ilk büyük futbol turnuvası Fransa’da yapılan 1984 Avrupa Şampiyonası’dır. Yaşım gereği 82 İtalya’yı hatırlamıyorum.

O yıllarda Avrupa’da çok ülke olmaması sebebiyle şampiyona 8 takım ile yapılır, grup maçları sonrasında bunların yarısı elenir, yarı final ve finalle şampiyona sonlandırılırdı. Panini‘nin çıkardığı Euro’84 Sticker Album’u bile satın almıştım, hala özenle saklıyorum bir yerlerde.

Futbol daha zevkliydi o zamanlar, en azından bu kadar sanayileşmemişti herşey. Kaleciler takımları kurtarırlardı bazen. Çocuk aklımla penaltı kurtaran kaleciyi yere göğe koyamazdım o zamanlar. Belçika’nın kalecisi Pfaff, Federal Almanya’nın kalecisi Schumacher mesela. 84 yılında Belçika şike yapmış Fransa’dan 5 gol yemişlerdi o turnuvada. Almanya ise yarı finalde maçı uzatma ve penaltılara bırakmak için uğraşmış, Schumacher penaltıyı bile kurtarmış ama son dakikada yedikleri gol ile turnuvaya veda etmişlerdi.

1986 Meksika Dünya Kupası’nda Almanlar şöyle yaşlı, ilk turda elenirler diyenlere inat Almanları tutmuştum, adamlar finalde favori Arjantin’e karşı maçı 2-0’dan 2-2’ye getirmişler sonrasında 3. golü yiyip dünya ikincisi olmuşlardır. 1988 Avrupa futbol şampiyonasından aklımda kalan Gullit ve Van Basten’dir. 1990 Dünya Kupası’nda Almanlar Arjantin’den bir önceki şampiyonanın rövanşını almıştır ama 86’daki maçın heyecanı ve hırsından uzak keyifsiz ve zevksiz maçtan pek keyif aldığımı hatırlamıyorum. Sonraki yılların şampiyonalarından aklımda kalan pek fazla birşey yoktur maalesef. Belki ilgi alanlarım farklı yönlere kaymıştır bilemiyorum.

Bu senenin Avrupa Futbol Şampiyonası’nda 24 takım vardı. Neredeyse Dünya Kupası’na katılan takım sayısı kadar. Haliyle grup maçları pek keyifli olmadı. Akılda kalacak pek fazla birşeyler olmadı turnuvada. İrlanda kalecsi Randolph müthiş kurtarışlar yaptı Fransa karşısında 2. tur maçında ama Fransa’nın tur atlamasına engel olamadı. Portekiz kalecisi Rui Patricio takımının finale çıkmasına en önemli katkıyı yapmasının yanında final maçında da yaptığı kurtarışlar ile göz doldurdu.

Cristiano_Ronaldo-Butterfly

Cristiano Ronaldo tüm eleştirilere rağmen Şampiyonanın adamı oldu, Michel Platini’nin Avrupa Şampiyonaları’nda attığı 9 gollük rekoru egale etti, final maçında sakatlandı, ağlayarak oyun dışında kaldı ama Fransa’yı kendi evinde uzatmalarda yenen Poretekiz’in kaptanı olarak Avrupa Kupa’sını kaldıran adam oldu.

Death Angel – Lost from the album The Evil Divide