Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Boxer ve Dot-Matrix Printer Emülasyonu

Hafta sonu uzun zamandır beklediğim ancak programcısının artık herhangi bir geliştirme yapacağını düşünmediğim bir uygulama ile uğraşmakla geçti. Boxer. Büyük oranda gelişimini tamamlamış bir uygulama aslında, DOSBox için yazılmış bir kullanıcı arayüzü. Ancak MacOs’un kullanıcı dostu arabirimine yönelik o kadar ince detaylar düşünülerek geliştirilmiş ki bir daha Windows ile DOSBox kullanamaz oldum.

Oyun ve programların dökümanları ve kutu resimleri ile bir paket haline getirilebilmesi, DOSBox’dan farklı daha gelişmiş Roland MT-32 emülasyonu, Roland MT-32’nin LCD ekranında kimi programlar tarafından yazılan mesajları benzer bir biçimde ekranda gösterme gibi eski bilgisayarcılara yönelik baştan çıkarıcı detaylar.

Geçen yıllarda bu özelliklere bir de dot-matrix yazıcı emülasyonunun ekleneceğinden bahsedildi, ancak bu sürüm hiçbir zaman “public” olmadı.

Hazır yapacak çok birşey yokken oturdum kaynak kodunu GitHub’dan indirdim ve XCode ile derledim bu alpha sürümünü Boxerapp’in. Bir kez daha vuruldum programa. Alınan çıktı MacOs’un yazıcı arabirimine gönderiliyor ve istenirse PDF olarak kaydedilebiliyor. Normal text dosyalarının yazdırılması çok birşey ifade etmiyor belki ama grafik dosyalarını yazdırınca 1990’lı yılların başına bir yolculuk yapıyor insan.

İşte burada birkaç retro resim dosyasından emülasyon yolu ile alınan çıktı örneği var.

This slideshow requires JavaScript.

Bounteous Maximus – Diablo 3

Ordog – The Grand Wall

Sürekli Metallica Hardwired to Self Destruct dinlemekten bunalan bünyem için Finlandiya’lı grubun yeni albümü ilaç gibi geldi.

Pek fazla tanınmayan underground bir grup Ordog. Bir süredir kendilerini takip ediyorum. Yeni albümlerinin bu kadar iyi olmasını beklemiyordum açıkçası. Kaliteli yeni Doom Metal albümlerini bulabilmenin imkansızlaştığı günümüzde The Grand Wall’da oldschool Cathedral ve My Dying Bride izleri görebilmek mümkün.

Dalyan

Sonbahar ayrı güzel...

Sonbahar ayrı güzel…

Sonbahar tatillerini severim. Tatilciler ve çoluk-çocuk ortadan çekilmiş, mekanlar yavaştan gelen kışın hazırlığını yapmaya başlamış, sadece mavi gökyüzünü değil, zaman zaman bulutları, yağmuru yaşayabildiğim serin bir hava…

İztuzu...

İztuzu…

İşte böyle bir zamanda 4 günümü Muğla/Dalyan’da geçirdim. Sonbahar/Kış en güzel mevsim, kesin kararlıyım.

Ben

Ben

Civilization

1992 yılı, Temmuz ayı. Okul kapanmış (-kredili sistem olduğu için normal öğrencilere göre 3 hafta daha fazla gitmiştik okula-😡) Avrupa Futbol Şampiyonası sona ermiş, uzun bir yaz tatili beni bekliyor. Odamın baş köşesine kurulmuş yepyeni, gıcır gıcır bir 80386DX-40 işlemcili, 4 MByte RAM’li Sound Blaster Pro ses kartlı SVGA ekranlı bir PC. Biraz DOS ve Windows denemeleri, mouse ile çizim yapma denemeleri, debug ile yazılan ufak tefek Assembly kodları derken bilgisayarın asıl alınış amacına gelmişti sıra. Oyunlar!!!

Sağdan soldan alınıp oynanan birkaç uyduruk oyundan sonra heyecanla bilgisayara yüklediğim ilk oyun olmuştur Civilization. Gerçekten Sid Meier’a ait olan tek Civilization. Commodore 64’de yazdığı Pirates! sonrasında beni etkileyen ve en uzun zaman ayırdığım oyunu bu olmuştur Sid Meier’in.

O yaz, yeni alınan bilgisayarın heyecanıyla pek çok oyun ve programı heyecanla yüklemeye devam etsem de, Civilization’ın yeri hep aynı kalmıştır Hard Disk’imde. Oyundan sıkıldığım zaman bile yanıma sözlüğümü alır Civilopedia okurdum. Tarihe, felsefeye ve arkeolojiye yönelişimin sebebidir Civilization’ın Civilopedia’sı ayrıca kendi kendime ingilizcemi geliştirmemi sağlamıştır.

Civilization zor bir oyundu, en azından sulandırılmamış gerçek bir strateji oyunuydu. AI’da birkaç hata vardı, zor level’larda AI’ın hile yapması söz konusuydu, RNG bazen saç baş yoldururdu, güncellemeleri çıksa da giderilemeyen bug’lar her daim mevcuttu. Bütün bunlara rağmen oyundan hiç sıkılmadım. Basit ve sade grafikleri, insanın kafasını karıştırmayacak sayıda unit olması, oyunun atmosferi, dünya harikalarını erkenden bitirmenin heyecanı, yapabilecek ve deneyebilecek hep farklı şeyler bulunması, bazen tüm dünyayı fethetmek, bazen kültürel olarak ilerlemek amacıyla oynamak gibi sayısız kombinasyon mümkündü. Demographics ekranındaki istatistikleri geliştirmek için bile oynardım bazen, okur-yazarlığı %100 yapmak, tebamın yaşam süresini artırmak, dünya haritasında tüm Sibirya’ya yayılan bir imparatorluk oluştururdum.

Civilization II MultiMedia dünyasının kurbanı olmuştur. Saçma sapan videoları araya sıkıştıralım derken oyun oynanabilirliğinden çok şey kaybetmişti. Civilization III yeni oyun sistemine adapte edilmeye çalışılan dönem olmuştur. Yeni nesil oyun dünyasında Civilization IV ise favorimdir. Belki 1. oyun sonrasında en fazla vakit ayırabildiğim Civilization oyunu olmuştur. Civilization V’i hevesle alsam da oynamak için yeterli vaktim olmamıştı. Oyunu öğrenebilmek için uzunca bir zaman ayırmanın yanında cidden güçlü bir hafızaya sahip olmak gerektiğini anlamıştım oynarken. Ne ne işe yarar sürekli Civilopedia’ya bakarak oyun oynanmıyordu. Bununla birlikte her gelen güncelleme ile sürekli değişen özellikler iyice kafa karıştırıyordu. Belki ilk oyunu bu kadar seviyor olmamın sebebi bu, sürekli güncelleme ve DLC ile oyunun özünün çok değişmiyor oluşu.

Geçen haftalarda Civilization VI çıktığı vakit düşündüm bunları. Artık oyunu oynayabilecek, öğrenebilecek ve başarıya ulaşabilecek ne enerjim, ne zamanın ne de hafızam da yeterli boşluk var. Ancak Twitch’den birkaç oynayış videosu izleyip ekran görüntülerine bakıp geçerim. Sonuçta ilk oyun çıkalı 25 yıl olmuş. 15-16 yaşlarında o oyunu oynayan biri olarak Civilization VI’yı bırakayım da gençler oynasın. Turn based oyunlar gençler arasında pek tutmasa da biraz vakit ayırırlar diye düşünüyorum. Civilopedia okudukları takdirde belki biraz ufukları açılır genişler.

Bu arada Sid Meier’de kendi yarattığı bu oyunda o kadar da başarılı değilmiş. Oyunda başarılı olmak için oyunun açıklarını bulmak gerektiğini, kendisinin ise bu yola başvurmadığını, oyunu olduğu gibi oynayarak role adapte olmaya çalıştığını söylüyor.1 Asıl eğlenceli olan kısmı bu diyor ki bence de öyle…

  1. http://arstechnica.com/gaming/2016/10/sid-meier-reflects-on-25-years-of-civilization/

Ulysses

ADA_Ulysses

Yıllar önce kullandığım not alma -yazı yazma- programı Ulysses yenilenmiş, güncellenmiş, parlatılmış ve tekrar piyasaya çıkmış. Yaklaşık 118 ₺’lik fiyatını görünce şaşırdım tabi, önceden satın almış olduğum için bir indirim var mı acaba? diye bakarken bir upgrade ücreti olmadığını görünce hemen yükledim ve denemeye başladım, yüzeysel ilk izlenimlerim şu şekilde.

Ulysses-Header

Uzun zamandır Byword kullanmakta olduğum düşünüldüğünde ve tuhaf bir biçimde –eksiklikleriyle beraber– kullanmaya alışmış olduğumdan kendisinden kolay kolay vazgeçebileceğimi düşünmüyorum ancak Ulysses’de bazı özelliklerin fazlasıyla kullanışlı olması dikkatimi çekti.

WordPress ve Medium’a yükleme seçeneklerini saymıyorum, Byword’de de var bu özellik. Bununla birlikte WordPress için yayınlama seçenekleri daha detaylı Byword’e göre. Yazılan yazıların bir kütüphane içerisinde toparlanması fikri Byword’de göre oldukça ileri bir özellik. Journal, Blog vb. gruplar oluşturarak (ve bunlar için ayrı uygun ikonlar seçerek) yazıları gruplandırmak hoşuma gitti. Byword’de bu işlem için kaydedilen yazıları farklı klasörler içinde organize etmek gerekiyor. Yazılan yazılar için bir gol belirleme seçeneği ise bence Ulysses’in en önemli ve en çok hoşuma giden özelliği oldu. En az 200 kelime yazmak istiyorum diyorsunuz ve yazarken ne kadar ilerlediğinizi küçük bir ilerleme ikonu ile rahatça görebiliyorsunuz.

Bu tür programlarda her zaman programcıyı ve programlam ekibini merak eden bir kişi olmuşumdur. Ulysses’in çok güzel bir web sitesi var ve sitede ekip hakkında detaylı bilgi alabileceğiniz eğlenceli bir bölüm mevcut.

Mevcut özellikleri ile yazı yazma ihtiyaçlarım için aslında tam aradığım program. Yıllar önce satın aldığımdan yüksek fiyatını bir eksi olarak değerlendirmiyorum. Yazı yazarken kaç kelime yazdığımı Byword gibi alt satırda belli belirsiz görebilsem iyi olurdu diyeceğim ama gol özelliği ile bu eksisini kapatıyor gibi sanki.

Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, Ulysses’in ikonu Dock’da gerçekten –Byword’e kıyasla– çok hoş duruyor.😉